21 Mayıs 2011 Cumartesi

düşünceler

"Saçının teli görünmesinden korktuğu kadar mal biriktirmekten, altın yığmaktan korkmaz.Namazın vaktinin geçtiğinden korktuğu kadar komşusunun aç yatarken kendisinin tok yatmasından korkmaz.
Müslüman zihin burada çökmüş vaziyettedir."

13 Mayıs 2011 Cuma

LÜTFEN...

Lütfen…

Ben, kolu çizildiğinde kanayan,

Ben, aç kaldığında somun ekmeğe razı olan biriyim...

Bir gözüm yeşil diğeri mavi de olsa farklı değilim senden…

Siyahsam bunu ben mi istedim? Beyazım senden daha mı ak?



Lütfen…

Silme beni bu dünyadan… Yaşamaya ihtiyacım var…

Evet yaşamak! Kanuni gibi! Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi!



Lütfen...

Ben de içmek istiyorum o tatlı şurubu… Kızıl ellerin, kızamık ellerime değer bir halde içelim onu…



Lütfen…

Kediye duyduğun merhameti bana da göster…

Birbirlerini öldüren tek türün insan olmadığını söyle bana…

İnanmak istiyorum gökyüzünün bombalarla değil kuşlarla süslü olduğu bir dünyaya!



Lütfen…

Hüzünlerimi alma benden. Gözyaşlarım insanlığımı hatırlatsın…

Gülünce küçük dilimi görsen? Herkes gibi gülebiliyorum bak desem?

Ama benden yana gül olur mu? Bana karşı gülme lütfen...



Lütfen…

Ne sen Leylasın, ne de ben Mecnun… Sen ayrı bir iklimsin, ben ötelerdeki bir okyanus…

Kimliklerimiz ayrı… Kabullen. Acın benim acım, tadın benim tadım… Fakat ben sen olamam… Kabullen artık…



Lütfen…

Arkadaşlık, arka-daşlıksa… Hani nerede benim arkamı kollayanlar? Doğum günü pastamın neşeli arkadaşları… Neredesiniz? Arka-daşlığı anlatın… Bildiklerimi unutturun bana…



Lütfen…

İletişimin salt konuşmak anlamına gelmediğini öğret bana… Dursam da sessizce yanında, anlıyorum seni… Anlıyorum sessizliğini…



Lütfen…

Kimseyi hakir görmemeyi anlat bana… Ne duruyorsun?! Selam verdiğimde bir çöpçüye, yadırgamıştın beni… Anlamamıştın… Peki anlatsana… Neyi mi? Elbette diplomalı kuş beyinlileri! Kitap yüklü merkepleri! Anlat! Dirsek çürütüpte yıllarca sıralarda, beynini yosunlu pis denizlerde bırakıp gelenleri!



Lütfen…

Anla beni artık. Bu yol uzun. İnce de olsa yürüyorum… Aşık Veysel gibi olmasa da yürüdüğümü biliyorum. Elbet sonum bir gün gelecek… Elbet öleceğim. Rabbime döneceğim. Ve “Günahlarımla geldim” diyebilmeyi ümit edeceğim…



Zannım üzereysen ya Rab! Senin istediğin gibi biri olamasam da zannım üzeresin…

Sui-zan yapamayacağım tek varlık Sensin ey Rab! Sen… Sen! SEN!!!

Lütfen Ya Rab… Her zaman tek gücün, tek otoritenin, sığınabileceğim en güvenilir, en huzurlu kalenin Sen olduğunu hatırlat bana…



Dönüşüm yalnız Sana ise, tertemiz, bir bebecik kadar masum ve günahsız, huzurunda alnım ak ve onurlu bir hal ile tekrardan halket beni…



Ey Rab! Ey Dünyadaki En Büyük Öğretmen!

Sensin beni eğiten! Sözlerimi israf ettirtmeyen!



Lütfen… Lütfen…

Sözlerin en latifkârı…

Ey Sultan…!

Görüyorsun ya… Yazı akıyor da sonu Sana varıyor…

Yaşamak hem acı hem de mutluluk veriyor…



Hakkını vererek yaşamayı ve yaşatmayı lütfet…

Lütfen, lütfet…

Lütfen...